Tat her maddenin içerdiği kimyasal yapıların bileşenlerine göre farklılık gösteren ve dilimizin üzerinde yerleşen tat tomurcukları ile algılanma sürecinin tamamlandığı bir duyudur. Farklı tatları farklı tat tomurcukları sayesinde algılarız. Bu farklı tatların hepsinin günlük yaşantımızda bir önemi vardır. Doğal yaşamda tuzlu tatları algılayan kişi günlük mineral ve elektrolit dengesini sağlar, şekerli tatlar ile karbonhidrat alım kontrolü sağlanır, ekşi tatlar ile aminoasit alımı, acı tatlar ile de doğal yaşamda insan için tehlikeli olabilecek zehirli gıdalara karşı bir kaçınma davranışı oluşturulur. Dolayısıyla bugün koku ile birleşerek bizim lezzet algımızı oluşturan tat duyusunun ve bunu oluşturan çeşitli tatların hepsinin bir işlevsel amacı vardır. Tat alma bozuklukları hipoguzi, aguzi ve disguzi olarak çeşitli alt gruplara ayrılır. Disguzi tat bozukluğunun genel adıdır. Hipoguzi tat almada azalma, aguzi hiç tat alamama, demektir.

Tat algılanması çeşitli nedenlere bağlı bozulabilir. Viral ya da bakteriyel bazı enfeksiyon hastalıkları, nörolojik rahatsızlıklar, metabolik sorunlar, ilaç kullanımı, radyoterapi, genetik sorunlar, çevresel faktörler, fizyolojik etmenler, veya diğer bazı sebepler tat alma duyusunu etkileyebilir. Tat bozukluğunun tedavisi nedene yöneliktir. Fizyolojik nedenlere bağlı (gebelik gibi) olduğu düşünülüyorsa o fizyolojik dönemin geçmesini beklemek yeterli olacaktır. Eksik maddeye bağlı tat bozukluklarında (çinko ve bakır eksikliği, B 12 eksikliği gibi), o maddenin yerine konması, hormonal yetersizlikte (hipotiroidizm gibi) hormon replasmanı yeterli olacaktır. Metabolik ve nörolojik sebeplerin tedavileri de hastalığa göre düzenlenerek tat alma duyusu normale döndürülür.

Koku, genelde çok küçük konsantrasyonlarda havada çözülmüş olarak bulunan kimyasal maddelerden herbirinin koku alma sistemimiz tarafından tanımlanmasıdır. Koku algısı beslenme davranışlarını düzenler. Çevresel tehlikeleri algılamayı sağlar. Sosyal davranışlar ve üreme davranışlarında rol oynar. Anne karnında gelişmeye başlayan koku alma duyusu doğumla beraber bebeğe anne memesini bulma ve emme davranışını sağlama konusunda yol gösterir. İnsan, koku duyusu ile iştah durumunu düzenler. Koku, kilo alımına etkide bulunur. Besinleri ayırt eder. Yiyeceklerden aldığımız lezzetin sağlıklı bir şekilde algılanmasını sağlar. Bizim lezzet olarak nitelendirdiğimiz algı, bir yiyeceğin kokusunun, tadının, dokusunun ve sıcaklığının birlikte algılanmasıdır. Bozulmuş besinleri vücuda almama konusunda vücudu uyarır. Doğuştan koku almayan insanların çocukluk çağında özellikle bozulmuş sütü fazla tükettikleri ve daha fazla gıda zehirlenmelerine maruz kaldıkları araştırmalarla gösterilmiştir. Koku bozukluğu olan kişilerde depresyon görülme sıklığı normal bireylerden daha fazladır. Koku bozukluğu olan kişilerde unutkanlık görülme sıklığı da fazladır. Kimi nörolojik hastalıklarda nörolojik hiçbir bulgu başlamadan koku bozukluğu yaşanabilir. Koku duyusu cinsel istek ve üreme davranışı konularında da etkilidir. Bazı doğumsal ve ailevi hastalıklar koku kayıplarına yol açabilir. Bu yüzden koku kaybı ile gelen bir hastanın bu şikayetlerinin ne kadar süredir var olduğu , nasıl başladığı ve ailesinde başka bireylerde olup olmadığı hastalığın tanısının konulmasında çok önemlidir. Koku bozukluğunun testosteron eksikliği ile birlikte olduğu ve Kallman Sendromu adı verilen hastalık, doğumsal koku bozukluğunun en sık nedenlerinden birisidir. Bunun dışında kafa travmaları (özellikle oksipital bölge adını verdiğimiz başın arka tarafına alınan kafa travmaları ile burundaki koku alanı ile beyindeki koku soğancığı arasındaki bağlantıyı sağlayan ince deliklere sahip kemiksi yapının bulunduğu burun tavanına alınan kafa travmaları), nörolojik hastalıklar (Alzheimer ve Parkinson gibi), sinüzit, alerji gibi tablolar koku bozukluklarına yol açabilir.

Tanıda koku alanı endoskopisi, koku testleri, (koku eşiği, ayırt etme, koku hafızası gibi), koku handikap indeksi ve hayat kalitesi ölçeği gibi yöntemlere başvurulur. Koku bozukluklarının tedavisinde öncelikle kişinin mevcut koku bozukluğu detaylı bir şekilde sorgulanarak yola çıkılır. Şiddeti, ilk nasıl ortaya çıktığı, sürekli ya da aralıklı olup olmadığı, gibi pek çok soru ile hastalığın nedeni hakkında bilgi edinilir. Bu ön hazırlık sonrası detaylı bir KBB muayenesi yapılır. Bu muayenede mutlaka koku alanı endoskopisi de yapılır. Koku alanı endoskopisi koku bozukluğunun iletim tipi bir kayıp olup olmadığı konusunda bilgi verir. Daha sonra koku alanının tomografi ile görüntülenmesi ve koku soğancığının hacminin MR ile değerlendirilmesi aşamasına geçilir. Tedavi aşamasında 3 temel seçenek kullanılır.  İlaç, cerrahi veya rehabilitasyon.